ALT YAPI ÜST YAPIYI BELİRLER (Karl MARX)

2007-06-12 12:52:00

KARL MARX

ALT YAPI ÜST YAPI

            Toplumsal değişmeyi açıklayan belirli kuramlar vardır. Bunlar ,büyük boy orta boy ve küçük boy kuramlardı. Büyük boy kuramlar; organizmacı,evrimci ve diyalektik modellerden oluşmaktadır. Bu yazıda ele

alacağımız kuramın Diyalektik modeli ve küçük boy kuramın bireyci modeli olacaktır.

        

         Marx’a göre toplum, alt yapı ve üst yapıdan oluşmaktadır. Alt yapı ve üst yapı karşılıklı etkileşim içerisindedeir ve alt yapı her zaman üst yapıyı belirlemektedir.

Marx’ın sosyolojik kuramının temelleri özellikle 1859’da yayınladığı ‘Ekonominin Eleştirimi’ adlı yapıtında şunları söylemektedir.

“Uzun uzadıya uğraştıktan sonra eriştiğim ve bütün incelemelerime öncülük eden genel kanaatlerimi şöyle özetlemek mümkündür. İnsanlar toplumsal üretim işinde, zorunlu ve iradelerinden bağımsız olan belirli birtakım ilişkilere girişirler; bu üretim ilişkilerini, üretim ilişkilerinin toplamı da toplumun ekonomik yapısını meydana getirir. İşte toplumsal bilincin belirli biçimlerini karşılayan kanun ve politik üst yapılar hep bu gerçeklik hep bu gerçek temel üzerine kurulmuştur. Maddi hayattaki üretim biçimi politik tinsel yani manevi toplumsal oluşumların genel karakterini belirtir. İnsanların bilinci geçim yolunu belirtmez, tam tersine geçim yolu onların bilincini belirler.”

        

         İlk adımda hadiseyi –ki bu ekonomiktir- adetmekten ibaret bir davranış psikolojisi Marx ile Engels’e hakimdir. Kısacası her iki mütefekkirde itiraf edilmeyen , kendilerinin de farkında olmadıkları bir ta’lilci ,dedüktif zihniyet vardır.

Marx’ı tefsir eden Labriola’ya göre Marxizmin içtimai hadiseleri iktisadiye, daha açık bir ifade ile İktisadi İstihsal vasıtaları Topluluğu’na tabi tutmuyor, yalnız illetleri göz önüne alırken iktisadiye ön safta yer veriyor.

 

         Toplumsal faaliyetin böyle kristalleşmesi, kendi ürettiğimiz şeyin bizim üzerimizde denetimimizin dışına çıkan beklemelerimize aykırı düşen, hesaplarımızı boşa çıkaran nesnel bir güç haline gelmesi günümüze kadarki tarihi gelişimin başlıca etkenlerinden biridir. Topluluğun, bireyin ve topluluğun gerçek çıkarlarından uzak, aynı zamanda da hayali bir topluluk hayatı görünümünde , ama daima kan bağlılığı, dil daha geniş ölçüdeki iş bölümü ve başka türlü çıkarlar gibi her ailede ve her kabilede mevcut olan bağların gerçek temeli üzerine dayalı bağımsız Devlet biçimini alması, doğrudan doğruya bireyin çıkarıyla topluluğun çıkarı arasındaki bu çelişmenin sonucudur. Bu, daha sonra gösterileceği üzere, bu tür her yığında görülen, bir kimsenin bütün öbür kimselere egemen olmasına imkan veren ve iş bölümünün şartlandırdığı toplumsal sınıflar temeli üzerinde ortaya çıkar. Bundan anlaşılacağı üzere Devlet içindeki bütün mücadeleler, demokrasi , aristokrasi ve monarşi arasındaki mücadele, oy hakkı için

yapılan mücadele , vs farklı sınıflar arasındaki yapılan gerçek mücadelelerin yalnızca görünüşteki biçimleridir.

        

         Ayrı uluslar arasındaki ilişkiler, her birinin kendi üretici güçlerini, iş bölümünü ve iç lişkilerini geliştirme derecesine bağlıdır. Bu ifade genel olarak kabul edilmektedir. Ancak yalnızca bir ulusun öteki uluslara olan ilişkisi değil, fakat bizzat o ulusun bütün iç yapısı da, üretimin ve iç ve dış ilişkilerinin ulaştığı gelişme aşamasına bağlıdır. Bir ulusun üretici güçlerinin gelişme derecesini en açık biçimde gösteren şey oradaki işbölümünün derecesidir.

İşbölümünün daha çok ilerlemesi ticaret ve sanayi işlerinin birbirinden ayrılmasına yol açar. İş bölümü yoluyla aynı zamanda bu yeni  çalışma dalları içinde, birbirinden ayrı iş türleri içinde işbirliği yapan bireyler arasında türlü yeni gruplar da gelişir. Bu grupların göreli yerini tarım, sanayi ve ticarette kullanılan yöntemler (ataerkillik, kölelik,feodal zümreler, sınıflar) belirler. Aynı şartlar, temasların gelişmesiyle birlikte, değişik uluslar arasındaki ilişkilerde de açıkça görülmektedir.

 

         Bir başka kaynakta Marx’a göe yine toplumsal sınıf olgusunun temel belirleyicisi üretim araçlarının mülkiyetidir. Buna göre üretim araçlarına sahip olanlar ve olmayanlar olmak üzere iki sınıf bulunmaktadır ve tarih böyle bir mülkiyet çerçevesinde yapılan savaşları içermektedir. Bu anlayış çercevesinde Marx “zamanın şuurunu elinde tutan burjuvalarla sosyal siyaset tedbirlerinin yokluğundan sefil durumda olan işçileri esas almıştır.” Buradada yine görünüyorki üretim araçları üst yapının üzerinde önemli bir yere sahiptir.

        

         Toplumsal ilişkiler bütünü içinden –ortaya çıkmadan önce insan bilincinden geçen –ideolojik ilişkiler yerine ana ve belirleyici etmenler olarak insanların irade ve bilinçlerinden bağımsız olarak oluşan maddi ekonomik ilişkiler, üretim ilişkileri de üretici güçlerin gelişme düzeyince belirlenmektedir. Marx üretim ilişkilerine ağırlık vererek onları diğer toplumsal ilişkilerden ayırmakla ülkelerin toplumsal gelişmelerindeki ortak nitelikleri saptama bu ülkelerde geçerli olan ekonomik ilişkileri toplumun ekonomik formasyonu kavramında genelleme olanağını bulmuşlardır.

        

         Ekonomik-toplumsal fonksiyonların ve toplu formlarının üstünde, bu fonsiyonları sürdürmek ve ve ayarlamak için bir başka formel topluluğun bulunması gerkmektedir. Bunlar karalar normlar “değerler” ya da hukuki ilkelerdir. Her toplum için geçerli olan, kapitalist toplum için daha da geçerli olur. Metanın saltanatı, bir sözleşme saltanatı ile katmerleşir.

Bu toplumun üyeleri ile yapılan sözleşmeye dayanan bağlar , aynı toplumun çeşit çeşit çatışmalarda ifadesini bulan ayırt edici özelliği karşıtlık halindedir. Böyle bir toplum öteki toplumlardan herhangi birinden çok fazla muhtaçtır kanuna . bundan ötürü burjuvazinin yükselişi  ve kapitalizmin oluşu, Medeni kanunun işlenip, ortaya konması ve yürürlüğe girmesi olayında dile gelir.

Marx ve Engels , Roma hukukunu üzerinde çok fazla durmuşlardır. Roma huku, değişikliklere uğrayarak ve değişik çevrelere uyarak , farklı üretim tarzları ve toplumlar (kölecilik feodalite, kapitalizm ve hatta sosyalizm) boyunca süregelmiştir. Bu onun basit bir “üst yapı” yada kurum olarak tanımlanamayacağı gösterilir. İnsani ilişkilerinden çok daha derin ve dayanıklı bir temele sahiptir bu hukuk. Toplum , meta mübadelerininin egemenliği altında kaldığı ve toplumsal emek tarafından ortaya konan ürünleri eşit olmayan bir şekilde bölüştüğü sürece, bu hukuk, bireyler ve gruplar arasındaki bağlantıları düzenlemektedir. Hukukun adaleti, adaletsizliğin sonucudur. Ne olursa olsun, hukuki form, insani muhtevaların ürünlerin ve faaliyetlerin büründüğü büyük formlardan uzaklaşamaz.

 

         Ekonomik yapının üretim ilişkilerinin toplamı olduğu söylendi e bunlar , geçici olarak, kişilerin üretken güçler üzerindeki hakları olarak anlamlandırıldı. Haklar dilinin değiştirilmesi gerektiği uyarısında bulunduk ve bu bölümün bir amacı da, farklı bir fiili erkler diline neden yol açması gerektiğini ve nasıl yol açabileceğini göstermektedir.

         Marx kesin bir üst yapı çizgisi çizmemiştir. Üst yapı hakkında söylediklerimizin çoğu ideoloji içinde geçerli olacak. Üst yapıyı en başta yukarıda belirttiğimiz gibi hukuksal sistem ve devlet olmak üzere, ekonomik olmayan kurumlar kümesi olarak anlamaktayız.

Klasik ve sonraki Marxizim de iki ayrı ‘üst yapı’ tanımı gizli olduğu görülmaktadir. Bunlar;

1.   olarak üst yapı bütün ekonomik olmayan kurumlar

2.   olark ise nitelikleri ekonomik yapının doğasıyla açıklanan ekonomik olmayan kurumlardır.

Birinci tanımda, özel olarak Marxist terimler yer almaz. İkincisi,Marxist teorinin bir kavamı olan ekonomik yapıya gönderme yaptığı için teoriktir.

        

         Son olarak Marx a göre  alt yapı üst yapı nedir.

Alt yapı, ekonomik ilişkiler ve üretim biçimlerinin tümüdür. Kısacası alt yapı, bir toplumun sosyo-ekonomik ilişkileridir.

Daha açık bir şekilde belirtecek olursak; üratim araçları, üretim güçleri, üretim ilişkileri Ekonomik temeldir.

 

Üst yapı ise; Din, Sanat, Bilim, Ahlak, Kültür kurumlarından oluşur.

Daha başka deyişle düşünceyi tanımlamaktadır.

 

Marx’ın temel düşüncesinin bazı kaynaklarda şu olduğunu söylenmiştir;

Eğer bir devrim yapılır Sosyalist düzen kurulursa insan düşüncesi değişime uğrar. Onun için Sosyalist düzen insan düşünce evriminde büyük değişiklik sağlar. Yani bilinçsiz bir insanımsı sosyalist düzen içerisinde bilinçlenecektir. Böylece sosyo-ekonomik gelişmeler insan düşüncesini belirleyecektir.(alt yapı üst yapıyı belirler) Bu tümdengelim bir görüştür.

Oysa doğanın insanın evrimi için verdiği süre en az on bin yıldır.

 

 

 

KAYNAKÇA

KÖSEMİHAL N. Şazi,”Sosyoloji Tarihi”,Remzi Kitabevi,İstanbul 93

 

FINDIKOĞLU Z: Fahri, “Karl Marx ve Sistemi”, İstanbul 1979 2.Baskı

 

OZANKAYA Özer “Marx’ın Toplum Kuramı”,Nisan 1971

 

DOĞAN İsmail. “Sosyoloji (Kavramlar ve Sorunlar)” Pagem A Yayınları, 2004

 

VYGOGSKİ V. S. “Marx’ın Düşüncesi : İktisat ve Tarih”, Verso Yayıncılık

 

LEFEBVRE Henri. “Marx’ın Sosyolojisi” , Sorun Yayınları, Mayıs 1996

 

HANÇERLİOĞLU Orhan. “Felsefe Ansiklopedisi Cilt I, VII, Remzi Kitabevi 1980

8298
0
0
Yorum Yaz